Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--
Siyaset biliminde “şeffaflık tuzağı” denilen bir durum vardır: Bir iktidar “şeffaf olacağız” deyip kapalı kapılar ardında iş tuttuğunda, yarattığı güvensizlik, hiç konuşmamasından daha büyük olur.
Bu durumu şu üç ana sebeple daha net açıklayabiliriz:
1.Toplumda oluşan yaygın kanaat şu: Bu süreç, samimi bir “barış” veya “demokratikleşme” projesi olarak değil, bir amaca ulaşmak için kullanılan bir araç olarak görülüyor.
İnsanlar soruyor: “Eğer gerçekten Kürt meselesini çözmek istiyorsanız, neden Meclis’te açık açık tartışmıyorsunuz?
İmralı görüşmelerinin gizli yapılması, halkta “Acaba yine seçim mi kazanılmaya çalışılıyor?” ya da “Erdoğan’ın yeniden seçilmesi için Anayasa değişikliği pazarlığı mı yapılıyor?” şüphesini doğuruyor. Bir mesele “memleket meselesi” değil de “iktidarın bekası” olarak algılandığında, o masada konuşulanlara kimse güvenmez.
2. Hükümet medyası yıllardır muhalefeti “terörle iş birliği yapmakla” suçlarken, şimdi bizzat iktidar ortaklarının (MHP liderinin çağrısı gibi) veya devlet görevlilerinin İmralı ile temas kurması, toplumun hafızasıyla alay etmek gibi algılanıyor.
Düne kadar “asla görüşülmez” denilen aktörlerle bugün gizlice görüşülmesi, “Dün bize söylenenler yalan mıydı, yoksa bugün yapılanlar mı yanlış?” sorusunu akla getiriyor. Bu tutarsızlık, siyasi taban ne olursa olsun (AK Partili, MHP’li veya muhalif) seçmende “kandırılmışlık” hissi yaratıyor.
3. Hükümetin bu gizliliği tercih etmesinin bir diğer sebebi de “deneme-yanılma” yöntemi uygulamasıdır.
Eğer gizli görüşmelerden istedikleri sonucu (örneğin; PKK’nın silah bırakması veya DEM Parti’nin Anayasa desteği) alamazlarsa, “Biz zaten resmi bir süreç başlatmamıştık, devlet her zaman istihbari görüşme yapar” deyip işin içinden sıyrılmak isteyebilirler.
Şeffaf olurlarsa, sürecin başarısızlığının siyasi faturasını ödemek zorunda kalırlar. Gizli kalırlarsa, başarısızlık durumunda “olmamış gibi” davranabilirler. Bu taktik, siyasetçi için güvenli liman olsa da, vatandaş için tam bir güvensizlik kaynağıdır.
Sonuç olarak vatandaşın hissettiği bu rahatsızlık, demokrasilerde olması gereken “hesap verebilirlik” ilkesinin ihlal edilmesinden kaynaklanıyor.
Bir devletin istihbarat örgütleri gizli görüşmeler yapabilir, bu doğaldır. Ancak siyasi iktidar, toplumun kaderini etkileyecek büyük kararları (yeni bir anayasa, çözüm süreci vb.) halktan saklayarak, kapalı kapılar ardında yürütmeye kalkarsa, orada “devlet aklı” değil, “iktidar kurnazlığı” aranır. Bu da doğal olarak güven vermez.